Uzunköprü


Uzunköprü

İlçe ilimizin orta kısmında ve Trakya yontukdüzü üstündedir. Doğuda Kırklareli ve Tekirdağ, batıda Meriç ilçesi ve Yunanistan, kuzeyde Edirne merkez ve Havsa ilçeleri, güneyde İpsala ve Keşan ilçeleriyle komşudur. Yüzölçümü 1.200 km2’yi geçer. Kapladığı yer bakımından Edirne ilçeleri arasıda birinci gelir.

İlçede dağ yok doğu kısmında yüksek tepeler vardır. İlçenin kuzey yarısı, Lalapaşa yaylasındadır. Bu yayla, Trakya yontukdüzünün bir parçasıdır. Aşınmış yayla olan yontukdüz, Korudağ’la Yıldızdağı arasındadır. İlçenin en büyük vadisi, Ergene ırmağındakidir. Bu vadi, kuzeyde dik ve güneyde eğik yamaçlıdır. Batıya doğru genişleyen tabanı, Ergene ovası adıyla anılır. Yaylada bu ırmağın kolları olan irili ufaklı dereler bulunur. Altınyazı barajı, Alıç düzengeci ve altı büğet (set) bu dereler üstünde yapay göller oluşturmuştur. İlçe, Akdeniz ikliminin Trakya Geçit Tipi alanındadır. Bu iklim deniz ve kara iklimleri arasında bulunan sert bir iklimdir. Rüzgarlar, genellikle kuzey yönlereden ve orta şiddette eser. İlçe, yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü, kuru ormandır. Ormanın ortadan kaldırıldığı yerlerde bozkır oluşmuştur. Bozkır, tarla ve otlak olarak kullanılır.

İlçenin nüfusu, 83.000’i biraz geçer. Uzunköprü, bu bakımdan ilimizin ikinci ilçesidir. Kentin nüfusu, 35.000’e yakındır. İlçe, ilimizin, köylü nüfusu en fazla olan ilçesidir. Halkın çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçinir; tahıllar, endüstri bitkileri, sebze, meyve, büyük-küçükbaş hayvan yetiştirir. İlçede yüksek kalorili linyit çıkarılır. Endüstrisi, daha çok tarıma dayalı olarak gelişmiştir. Çeşitli besin maddeleri üretilir. Küçük sanayi sitesi vardır. Ulaşım ve haberleşme durumu iyidir. Perşembe günleri pazar, Eylül’de panayır kurulur.

İlçenin tarihi, Traklarla başlar. İlçe ilkçağda Trak Krallıklarıyla Pers, Büyük İskender, Büyük Roma İmparatorluklarının sınırları içindeydi. Ortaçağda, 10 yüzyıl, Bizans İmparatorluğuna bağlı kaldı. 14.yüzyıl ortalarında Osmanlı Türklerinin eline geçti. Uzunköprü kenti, Padihşah II.Murat zamanında kuruldu. Bu padişah, Ergene köprüsünü ve onun yanına bir külliye (çok işlevli yapı topluluğu) yaptırdı. Anadolu’dan getirttiği Türk göçmenleri yerleştirdi. Sonra iki kez büyük onarım gören kent, 19.yüzyılda iki kez Rus işgaline uğradı. Birinci Balkan Savaşından sonra Bulgarların ve Birinci Dünya Savaşı ertesinde Yunanlıların eline geçti. Büyük Zafer’den sonra; 18 Kasım 1922 tarihinde kurtuldu.

En ünlü tarihsel yapısı, Mimar Muslihiddin’in eseri olan Ergene köprüsüdür. Uzunluğu 1200 metreyi, kemer sayısı 170’i geçer. Kemerlerinin bazıları sivri, bazıları yuvarlaktır. Köprünün yüksekliği ve genişliği yer yer değişir. Bazı ayaklarında selyaranlar, üstünde balkonlar vardır. Köprünün genişliği Cumhuriyet dönemindeki onarımında arttırılmıştır. Diğer önemli yapılar, II.Murat külliyesinin tek minareli ve çatılı Muradiye Camii, II.Beyazıt zamanında Mimar Hayrettin’in yaptığı Halise Hatun camii, külliyenin bir vakfı olan Çifte Hamam, köprüye eklenmiş çeşmeyle başka çeşmelerdir.Köprünün kentten yana ucuna, İkinci Meşrutiyet döneminde eklenen, Hürriyet çeşmesi adıyla anılır. Daha eski öteki tarihi çeşmeler Gazi Mahmut (Belediye parkı), Halise Hatun (Hacı İbrahim Ağa yada Tosbağacı) çeşmeleriyle Telliçeşme’dir. İlçenin kırları, uçar ve kaçar, ırmağıysa balık avcılığı yönünden çekicidir. Önemli iç turizm olayları, Bülbül deresinde yapılan Dallık adlı bahar şenliği, av partileri ve panayırdır. İlçenin düzgün kara ve demiryollarıyla konaklama yerleri vardır.

[FACEBOOK SAYFAMIZ ICIN TIKLAYINIZ.]