İpsala

İpsala

İpsala ilçesi ilimizin güney yarısında, ortasına yakın bir yerdedir. Doğusunda Keşan ilçesi, batısında Yunanistan, kuzeyinde Uzunköprü ve Meriç ilçeleri, güneyinde gene Keşan ilçesiyle Enez ilçesi vardır. Yüzölçümü 750 km2’den biraz fazladır. Bu bakımdan ilimizin dördüncü ilçesidir.

İpsala ilçesinde dağ yoktur. İlçenin doğuda kalan büyük bölümü, Doğu Trakya Yontukdüzü denen aşınmış yayla üzerindedir. İlçenin en büyük vadisi, Meriç nehrininkidir. Derinliği ve bizde kalan yamaçlarının eğimi azdır. Bunun geniş vadi tabanındaki düzlüğe İpsala Ovası denir. Bu ova, uzun seddelerle Meriç’in taşkınlarından korunmuştur. Diğer akarsuları, yayla bölümündeki yedi adet deredir. Ovanın güneyinde Çeltik, Sığırcı, Pamuklu adlı doğal göller bulunur. Sultanköy baraj gölü ile Kumdere göleti yapay göllerdir. İlçenin kuzey yarısı Akdeniz ikliminin Trakya Geçit Tipi, güney yarısıysa Marmara tipinin alanındadır. Geçit Tipi İklim, sert bir kara iklimidir. Marmara tipinde kışlar daha yağışlıdır. İlçe, yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü kuru ormandır. Bu ormanın ortadan kaldırıldığı yerlerde bozkır oluşmuştur. Bozkır, tarla ve otlak olarak kullanılır.

İlçenin nüfusu, 36.000’den biraz fazladır. İpsala, nüfus bakımından ilimizin dördüncü ilçesidir. Merkez nüfusu 9.000’i biraz geçer. Halkın çoğunluğu, diğer kasaba ve köylerde oturur. Tarım ve hayvancılıkla geçinir. İlçede pirinç, çeşitli tahıllar, endüstri bitkileri ve meyveler yetiştirilir. Tarıma dayalı besin endüstrisi gelişmiştir. Tuğla ocakları vardır. İlçenin tatlı suyu, Belediyenin tesislerinde şişelenip satılır. Cuma günleri pazar, Ağustos’ta panayır kurulur.

İlçenin tarihi, Traklarla başlar. İlçe ilkçağda Pers, Büyük İskender, Büyük Roma İmparatorluklarının sınırları içindeydi. Trakların pers egemenliği bitiminde kurduğu I.Trak Krallığının başkenti Kipsela (İpsala) kentiydi. İlçenin adı bu kentin isminden gelir. İlçe ortaçağda Bizans İmparatorluğunun sınırları içindeydi. 14.yüzyıl ortalarında Osmanlı Türklerinin eline geçti. İpsala’yı alan birliğin komutanı Evrenuz Bey’di. İpsala ovası, uzun zaman Osmanlı ordusuna at üretti ve yetiştirdi. Bu atlar, Edirne’de eğitilip süvari birliklerine veriliyordu. İlçe, 19.yüzyılın birinci ve ikinci yarılarında, kısa sürelerle Rusların eline geçti. Birinci Balkan savaşından sonra Bulgar, Birinci Dünya Savaşı ertesinde yunan işgaline uğradı. Yunan yönetimi iki yıl kadar sürdü. Yunanlılar, Mudanya Ateşkes Anlaşması gereği ülkelerine dönerlerken para ve mal hırsıyla zulümler yaptılar. Türk çeteleri, zulüm önleme etkinlikleri gösterdiler. Silahlı kuvvetlerimiz, 20 Kasım 1922 tarihinde ilçemizi geri aldı. İpsala 1928 yılında ilçe merkezi oldu. İkinci Dünya savaşı yıllarında tenhalaştıktan sonra kalkınmaya başladı. 1964 yılında yapılan seddeler, boşaltım ve sulama kanalları, İpsala ovasını zararlardan koruyunca gelişme hızlandı.

Ayakta kalmış olan Osmanlı yapısı, Alaca Mustafa Paşa camiidir. Tek kubbeli ve tek minarelidir. Tahta işçiliği bakımından sanat değeri taşır. Mustafa Paşa, bir akıncı komutanıydı. Camiin son cemaat yeri sonradan yapılmıştır. Diğer önemli mimarlık eseri, su kemerleridir. Mimar Sinan’ın eseri olan Kervansaray ve İpsala kalesiyle Muradiye camii yıkılmıştır. İlçenin korularıyla gölleri avcılık için çekicidir. Önemli Turizm olayı, Ağustos aylarında spor ve kültür etkinlikleri gösterilir. İlçenin sınır kapısına giden yol üzerinde turistik belgeli konaklama yeri vardır.